Return to site

Ankara’dan Yayılan Bir Direniş | Açlık Grevinin 37. Günü

Söyleşi: Buse Kaynarkaya

Direnmek şart. AB, yurtdışı ve AİHM gibi umutlara kapılmadan, fiili olarak meşru olduğuna inanıp harekete geçmek gerekiyor. Ancak bu bizi işimize geri döndürür ve yeni saldırıları önleyebilir. Biz eğitimliyiz, doktoruz, hemşireyiz, öğretmeniz, biraz da bize bakıyor, misyonumuz önemli.

Selçuk Üniversitesi’nde araştırma görevlisi olan Nuriye Gülmen’in görevden uzaklaştırıldığı için Yüksel Caddesi İnsan Hakları Anıtı’nın önünde tek başına başlattığı oturma eylemi, 9 Kasım 2016’da başladı. Eyleme 23 Kasım’da Mardin Mazıdağı Cumhuriyet İlkokulu’nda öğretmenken ihraç edilen Semih Özakça da katıldı. Aynı tarihlerde ihraç edildiği Altındağ Halil Şaşmaz Ortaokulu önünde oturma eylemi yapmaya başlayan Acun Karadağ, sosyolog Veli Saçılık, öğretmen Esra Özakça ve öğretmen Mehmet Dersulu’nun katılımıyla direniş büyüdü. 153 gündür devam eden direnişte Nuriye Gülmen 26, Semih Özakça 15 kez gözaltına alındı. Polis alana defalarca saldırdı. 11 Mart’ta açlık grevine başlayacaklarını duyuran Nuriye Gülmen ve Semih Özakça, gözaltına alındıkları 9 Mart’ta eylemi bu boyuta taşıdılar. Onlar serbest bırakılana kadar alanda birer günlük destek açlık grevleri yapıldı. Açlık grevinin 33. günü, destek açlık grevleri sürüyor. 13:30 – 18:00 arasında gerçekleştirilen eylem, artık 24 saat devam ediyor. Hepimizin sıklıkla geçtiği bir kent merkezinde ne insanların ne de iktidarın gözünü kapatabileceği bir eylem gerçekleştiriliyor. Bir ayı geçen açlık grevi direnişi için İstanbul’dan Ankara’ya desteğe gelen Nazife Onay’la konuştuk.

Ankara’dan örnek alarak mı çıktınız direnişe yoksa aklınızda böyle bir şey var mıydı?

11 yıllık Sosyal Bilgiler öğretmeniyim. 7 Şubat’ta ihraç edildim. Evimi kapatmak zorunda kaldım. Daha önce devlet tarafından çok çalışan öğretmenlere verilen bir teşekkür belgesi almıştım. Yani aslında öğretmenlikten yana bizden bir şikâyetleri yok, bu yapılan politik kimliğimize bir saldırı. Bu bizim onurumuzdur, biz kimliğimizle varız. AKP’nin bizi bu şekilde tecrit etmesine, öğrenci ve velilerimizin gözünde bizi terörist ilan etmesine müsaade etmemek için direnişe geçtik. Bu hem bir ekmek kavgası hem de bir onur mücadelesi.

Her haksızlığa uğradığımızda aklımıza ilk gelen bir direniştir. Bu direnişin sadece şekli değişiyor. Basın açıklamalarına, en demokratik ve en yasal hakka bile saldırının olduğu yerde “Ne yapabilirim” diye düşünüyorsun. Eline dövizini alıp sesini duyurmak bu koşullarda yapabileceğimiz en iyi eylem biçimiydi.Ankara hem kamu emekçilerine hem de halka çok güzel bir örnek oldu.

Buraya açlık grevine desteğe geldiniz. Daha önce gelmiş miydiniz?

Evet. Nuriyeler burada direnişe başladıktan 2-3 hafta sonra ben de hafta sonları İstanbul’da onlar için oturma eylemi yapmaya başladım. Onlar nasıl burada döviz açıp oturmaya çalışıyorsa ben de dövizimi alıp “Nuriye, Semih, Acun işine geri alınsın” diye Cevahir Alışveriş Merkezi’nin önünde oturmaya başladım. Oturmamla saldırmaları bir oldu. Sonra vazgeçmek zorunda kaldılar ve ben her hafta sonu onlar için gidip bildiri dağıtmaya başladım işlerine derhal geri dönmeleri için. İhraç edildikten sonra bunu kendi direnişim olarak devam ettirdim. Hafta sonları koşullarım el verdiğince Ankara’ya gelip onlara destek oluyorum, hafta içleri de kendim için İstanbul’da devam ediyorum. Son gözaltına alındıklarında serbest bırakılmaları için adliye önünde bir eylem yaptık örneğin.Bir yanımız Ankara, Malatya, Düzce, Bodrum, Aydın; bir yanımız da İstanbul.

Siz sendika yöneticilerinin tutumuyla ilgili ne düşünüyorsunuz?

Eğitim-Sen üyesiyim, KESK’liyim yani. KESK bu kadar ciddi bir saldırıyı öngöremedi mi, öngördüyse neden buna denk düşen bir tavır almadı diye onları eleştiriyorum. Geçen sene yayımlanan Başbakanlık genelgesiyle hangi öğretmen hangi görüşteyse bir baskı kurmak ve onları fişleme yoluna gidildi. Zaten 3-4 yıldır kadroların, devlet memurluğunun bitirileceği ilan ediliyor açıkça. KESK bunlara da denk düşen bir tepki örgütlemedi. Ama biz bir Ankara yürüyüşü gerçekleştirdik, Meclis önünde iş güvencesi için eylem yaptık. Bu nedenle tutuklandık, iddianameler hazırlandı hakkımızda. KESK’i eleştirirken evinde oturmak da doğru değil. Bu nedenle onların yapmadığı yerde biz bir tavır ortaya koyduk ve iktidarın saldırısına vereceğimiz tepkinin ne olduğunu onlara göstermiş olduk.

Sizin eklemek istediğiniz bir şey, bir çağrınız var mı?

 

Çağrım aslında tüm kamu emekçilerine... İhraç edilmiş veya edilmemiş olsun, kesinlikle gün kaybetmeden bir şekilde bir mücadele yürütmeliler. Bunu nasıl ve ne kadar yapacağına herkes kendisi karar verir. Direnmek şart. AB, yurtdışı ve AİHM gibi umutlara kapılmadan, fiili olarak meşru olduğuna inanıp harekete geçmeleri gerekiyor. Ancak bu bizi işimize geri döndürür ve yeni saldırıları önleyebilir. Biz eğitimliyiz, doktoruz, hemşireyiz, öğretmeniz; biraz da bize bakıyor ve misyonumuz da önemli. Bu bilinçte olan tüm kamu emekçilerini bulundukları yerlerde faşizme karşı mücadele etmeye davet ediyorum.

All Posts
×

Almost done…

We just sent you an email. Please click the link in the email to confirm your subscription!

OKSubscriptions powered by Strikingly