Return to site

Benim Gündem Çocuk'um...

Emrah Kırımsoy

"Ah, kimselerin vakti yok
Durup ince şeyleri anlamaya"
Her daim #GündemÇocuk diyerek Gülten Akın'a saygıyla...

Son sözümü baştan söyleyeyim: Benim için Gündem Çocuk, “yaşananlar ve yaşanacaklar”ın ta kendisi, azı yok, çoğu var: Gündem Çocuk bir yaşam biçimi...

Çocuklar için daha iyi bir dünyanın mümkün olduğuna inanan ve çocukların başına gelen haksızlıkları dert edinenlerin bir mıknatıs etkisi gibi birbirlerini bulmaları ile gelişti, Gündem Çocuk. Tabii ki herkesin cebinde, çantasında “kendi çocukluğu” ve “kendisi” ile birlikte. Birbirini bulma mevzusunun ne kadarı tesadüf ne kadarı değil tam bilemedim şimdi ama sonuçta tam anlamıyla kimyasal bir süreç başladı. Ortaklıklar, aynılıklar, farklılıklar, çeşitlilikler ve sihirli sonuç olan etkileşimler ile... Hepimiz, her bir tek kişimizden dahası olduk. Bağ kurduk ve bir dantel gibi işledik birbirimizi.

Birbirinden özel, değerli ve vazgeçilmez arkadaşlıklar, dostluklar, yoldaşlıklar kuruldu. Günümüz, gecemiz bir oldu. Gündem Çocuk, hiçbir zaman “iş ve mesai” olmadı. Bir varoluş, var etme, sorgulama, üretme zemini oldu ve tabii ki de olmaya devam ediyor. Gündem Çocuk’la gerek çocuklarla ilgili gerekse kendi hallerimizle ilgili kimi zaman üzüntüden kimi zaman mutluluktan birbirimize ses verdik, sarıldık. Bazen kahkahalarla güldük, bazen çokça ağladık, uzunca sustuk. Bazen anlatamadık kendimizi birbirimize. Kırdık, devirdik ama sonrasında birbirimizin gönül gözüne bakmaya ve Gündem Çocuk demeye devam ettik. Büyüdük ve bugün de büyüyoruz. Cemal Süreya’ya atıfla; “büyümek” ne kadar da uzun ve uçsuz bir kelime imiş.

Sıkça Küçük Prens gibi “Büyükler çok ama çok tuhaf oluyor” dedik. Yetişkinler tarafından kurgulanan -sıkıcı, tek taraflı, bol ezber ve şablonlu, düşüncesiz ve önyargılı- dünyayı çocuklarla birlikte yeniden kurgulayalım istedik. Çocuklar ne düşünüyor, ne istiyor, ne öneriyor dinleyelim, duyuralım ve birlikte düşünelim dedik. “Çocuklarla kurgulayalım, daha da ötesi çocuklar kurgulasın dünyayı” dedik. Lütfen bu cümleyi hafife almayın. Bunu demek, diyebilmek cesarettir. Ezber bozmak, eldeki iktidarı sorgusuz sualsiz fütursuzca kullanmaktan vazgeçmek; yani zor olandır. İhlali yaratan güç ve erkin önlenmesi, gücün ve erkin kötüye kullanılmaması; yani eşitler ilişkisini sağlamak, var olmak, var etmek idi ve hala budur derdimiz.

Çocuklara yönelik her bir hak ihlalini ciddiye aldık. Bir araya getirebildiğimiz insan kaynağı ve uzmanlıkla üzerine gitmeye çalıştık. Çünkü her bir ihlalin başka bir ihlal ile ilişkili olduğunu ve bir ihlalin görünür hale gelmesinin bir daha tekrarlanmamasını sağladığını gördük, deneyimledik. Umberto Eco’nun “Sistemin tek bir kalbi yok” cümlesi yol gösterdi, umut oldu bize. Aksak giden şeyleri düzeltmenin farklı yollarını aramaktan vazgeçmemeyi öğrendik. Unutmamanın, unutturmamanın çok ama çok önemli olduğunu anladık. Hafıza olalım dedik.  Kimi zaman da yetişemedik, ağırlığını aklımızda ve yüreğimizde hissettik, hissediyoruz... Yaptıklarımız ve yapabildiklerimiz kadar yapmadıklarımız ve yapamadıklarımızdan da sorumlu olduğumuzu öğrendik, hala da öğreniyoruz...

Çocukların başına gelen haksızlıklara seyirci kalmayalım, çocuklarla birlikte harekete geçelim ve geçirelim diyerek çıktık yola ve birlikte büyüdük, büyümeye de devam ediyoruz.  Derdimiz var, itirazımız var, “ince şeyler”imiz var, umudumuz var, aklımız ve yüreğimiz var. Dahası nedir ki?

Gündem Çocuk, “yaşananlar ve yaşanacaklar”ın ta kendisi azı yok, çoğu var: Gündem Çocuk bir yaşam biçimi..

Her daim #GündemÇocuk.

Küçük not: Kasım 2016’da önce faaliyet durdurması sonra da kapatılma süreci yaşadı ya Gündem Çocuk… Böylesi bir çocuk hakları hareketini kapatmak, durdurmak mümkün mü ki? Çocuğun insan haklarıyla ilgili akıl yürüten, emek veren örgütlerin destek ve dayanışma mesajlarını ve onların da #GündemimizÇocuk dediklerini duyunca cevap zaten çok açık. Varolsunlar!

“Kendi çocukluğum” ve “Kendim” üzerine [1]

Kendime ve çocukluğuma dair belki de ilk konu; ismimin erkek ismi olarak kodlanması nedeniyle çevremdeki herkese ismimi babaannemin isteği üzerine konulduğunu ve anlamının ulaşabildiğim kaynaklara göre Farsça’da “yol arkadaşı” olduğunu anlatarak geçtiğidir. Buna dair birçok yaşanmış hikâyem var. İlkokul sıralarında yoklamalarda el kaldırmama rağmen yok yazılışlarım, asker yoklama kaçağı olarak alıkonulmam gibi… Şablonlara ve kodlamalarla tanışmam belki de ilk bu şekilde oldu.

Babam Kırımlı. İstanbul doğumlu ama ailecek Kırım’dan evlerini, eşyalarını bırakıp zorunlu göç etmek zorunda kalmışlar. Yerinden edilenlerden… Bu sene aramızdan ayrılan annem ise 2. Dünya Savaşı sırasında anneannemin, Nazi Almanya’sında çocukların toplandığı kamplara göndermekten sakladığı tek çocuk. Dedem ise savaşta Rusya’ya kaçmış ve yedi yıl sonra evine dönebilmiş. Babam ve annem, İsviçre’de tanıştıktan sonra ise evlenip en küçüğü ben olmak üzere üç kız çocukları oldu. Kıssadan hisse her ikisinin de çocukluğu oldukça yorucu ve zor geçiyor. Bunlar da savaşın ve çatışmanın  neler yaşattığına dair en yakın bilgim.

Ankara doğumluyum. İki buçuk sene dışında hep Ankara’da yaşadım ve muhtemelen bir süre daha buralarda olurum. Yaşamımın ilk beş yılı Konur Sokak’ta, gerisi Bahçelievler tarafında geçti. Şu anda oturduğum mahallede yaklaşık 37 yıldır oturuyorum. Kıssadan hisse çok taşınmışlığım yok. Taşınmamak, taşınmak zorunda kalmamak ve aynı yerde yaşamayı seçebilmek büyük bir şans oldu benim için, biliyorum.  

80’lerden önce akşam saatlerinde duvarların afişlenmesine, kahvelerde fısır fısır konuşmalara tanıklık ettim. Mahallede ablalarımın da içinde olduğu küçük bir grup ile karşı mahallenin çocuklarına mısır koçanı atma yarışmasına katılıyordum (O zamanlar buna savaş diyorduk, “büyükler” de böyle diyordu, yalnız onlar birbirlerine başka şeyler atıyordu). Ta ki karşı tarafın mısır koçanı yerine bir tuğla ile ablamın kafasını yaralamasına kadar. Sonra sokağa çıkma yasağı vermişti babam. Hiç anlamadığım bir cezaydı. Gördüğümüzü yapıyorduk, üstüne üstlük karşı taraf oyunbozanlık yapıp tuğla kullanmıştı ve de yararlı vardı. Sonrasında ise sokağa çıkma cezası alan ise bizdik. Haksızlık duygusu hala içimdedir.

80’lerden sonra ise şimdi oturduğum mahalleye taşındık. Oturduğum sokağın sonundaki ilkokula başladım. Ve okul yılları boyunca sokağın bir ucundan öbür ucuna gittim geldim. Mahallemiz, mahalleydi cidden. O zaman abi, abla dediğimiz gençler basket oynar, biz küçükler de “ciddi oyunlar” oynardık. Çünkü oyun çok ciddi bir işti. Arada bizim gibi evi sobalı olanlara kömür geldiğinde birlikte kürerdik. Kimi zaman iki-üç çocuk, kimi zaman on-on beş çocuk olurduk. Sonrasında bir iki arkadaşımla birlikteliğimizi kendi aramızda yazdığımız bir tüzük ile yazılı hale de getirdik. Amacımızı mahalleyi temiz tutmak, sokak hayvanlarını sahiplendirmek, ilkemizi ise birbirimize sahip çıkmak diye yazmıştık. İsmini, isimlerimizin ilk iki harfinden oluşturmuştuk. EmAyDe.. 12-13 yaşlarındaydım, 30 yıl olmuş. İlk örgütlenme deneyimim.

Eğitim, mezuniyet derken sosyal hizmet uzmanı oldum. Çocuğun insan haklarına odaklı çalışmalar yapmaya, yapılanları geliştirmeye çalıştım. Bütüncül ve hak temelli bir çocuk politikasının yaşama dair her şey ile ilişkili olduğunu savunan Gündem Çocuk ile çocuklar için daha iyi bir dünyanın mümkün olduğunu anlatmaya, göstermeye çalıştım. Bunun sokak ayağı da olan birbirleriyle ilişkili eylemliliklere dahil oldum. Kapalı kurumların doğası gereği şiddet üretmesi nedeniyle çocuk cezaevlerinin kapatılmasını, Roboski’de 19’u çocuk 34 insanın katledilişinin sorumlularının bulunmasını, sokağa çıkma yasakları başta olmak üzere çatışmalı ortamlarda en çok çocukların etkilendiğini, Türkiye’de çocuk işçiliği ve çocuk işçi cinayetlerinin olduğunu kısaca eğitim, sağlık, adalet, sosyal hizmet ve sosyal yardım alanlarında çocukların hak ihlalleri yaşadığını sokakta durarak, anlatarak, anlatılanları dinleyerek duyurmaya, insanların hem öğrenmesini hem de harekete geçmesini sağlamaya çalıştım, çalışıyorum.

Sonuçta her daim #GündemÇocuk ile öğrenmeye ve büyümeye devam ediyorum. Her seferinde yine ve yeni yarattığı karşılaşmalara, dayanışmaya; sunduğu özgürlüklere ve “ince şeylere” müteşekkir kalıyorum.

[1] Bu bölümdeki yazılanlardan bazıları Emine Kart’ın Öteki Yüzüm adlı kitabında “Neden Sokaktayım” başlığı altında yayımlanmıştır.

All Posts
×

Almost done…

We just sent you an email. Please click the link in the email to confirm your subscription!

OKSubscriptions powered by Strikingly