Return to site

Çocukların Ankarasından Kedi Hikayeleri

Momo Yazı Enstitüsü

Momo Yazı Enstitüsü, çeşitli sanat ve yazı disiplinleriyle çalışan insanları yan yana getiren bir çatı. Momo, Michael Ende’nin birçok dile çevrilmiş, dünyanın bütün ülkelerinde okunan, bütün yetişkinlerin ve bütün çocukların kitabı. Enstitü ismini bu kitaptan esinlenerek almış. İlk atölyeleri, Çocuklar İçin Hikâye Atölyesi. Bu atölyede 8-12 yaş aralığında çocuklar hikâye yazmayı ve bunu bir kitap haline getirmeyi öğreniyorlar. Bu atölyeyi Dilşah Özdinç yürütüyor, o aynı zamanda bu çatıya ilk çiviyi çakan kişi. Enstitü, bu ilk atölyesini 2016 Aralık ayında Renge Psikoterapi Merkezi’yle ortaklaşarak yapmış. Ancak Renge Psikoterapi Merkezi dışında da Enstitü’nün pek çok dostu var.

Gündem Çocuk Derneği, Solfasol Gazetesi, Ceket Medya bunlardan birkaçı. Başlangıç atölyelerini çocuklarla yapan Momo Yazı Enstitüsü, çocukların yazma becerilerini geliştirmeleri ve hikâyelerle tanışarak hikâye yazmayı öğrenmeleri için her ay üç Pazar günü, üç saat Hikâye Atölyesi yapıyor. Şimdilik ilk gruplarını oluşturmuşlar. Atölyenin amacı çocukların yazma becerilerini güçlendirmek, geliştirmek; bunu yaparken duygu ve düşüncelerini ifade etme yöntemi olarak "yazı yazma"yı da onlar için bir seçenek haline getirmek. Çocuklar okudukları hikâyeleri temel düzeyde analiz etmeyi, hayal gücünü bir hikâye yazarken nasıl kullanabileceklerini, hikâyelere görsel yaratıcılıklarını nasıl katabileceklerini öğreniyorlar.

Enstitü, daha şimdiden üç öğrencinin hikâye kitabını çıkarmış ve ortak bir de Kediler Kitabı yazmış. Çocuklar aynı zamanda hikâyelerini resimlendiriyorlar. Drama, senaryo, kısa film, belgesel, karikatür, fotoroman, masal vb. birçok atölye çalışması yakın dönemde başlayacak. Sadece çocuklarla değil yetişkinlerle de çalışma planları var. Yaz döneminde hem yetişkinler hem de çocuklar için yapacakları atölyelerin duyurularını Facebook sayfalarından takip etmeniz mümkün.*

Ankara’da ne çok kedi hikâyesi varmış meğer...

Kıvrık ile Okul

Kıvrık, Itır’ın kedisi. Onlar Ankara’da yaşıyorlar. Itır, Kıvrık’ı okuluna götürmek istiyor. Çünkü Kıvrık çok sevilen bir kedi. Fakat o da ne! Okuldaki bütün çocuklar Kıvrık’ın başına toplandılar. Kıvrık çok korktu ve Itır’ın arkasına saklanıp uyuyakaldı. Şimdi uyanma saati! Kıvrık uyandı ve kuyruğunu salladı. “Miyav! Miyav!”

Itır, Kıvrık’ın sesini duyar duymaz onun uyandığını anladı ve dönüp ona sarıldı. Ayrı kaldıklarında birbirlerini çok özlüyorlar. Çünkü onlar neredeyse hiç ayrılmıyorlar. Bütün gün birlikte oynayarak zaman geçiriyorlar.

Kıvrık çok mutlu! Bundan böyle Itır’la okula da gidecek. Çünkü okulda da çok eğlendi. Şimdi eve dönme zamanı. Eve dönünce her zamanki saatte yemek yediler. Fakat artık uyumaları gerekiyor. Bu yüzden birlikte yatağa girip uyuyacaklar. Yarın yeni bir okul günü Itır’la Kıvrık’ı bekliyor!

(Ece Naz -9 yaşında ve Sevgi Hikâyeleri yazmayı seviyor.)

Şeker

Şeker, Ankara’nın Dikmen ilçesinde, yemyeşil ağaçlarla dolu bir sokakta yaşıyor. O tekir cinsi bir kedi ve sadece üç yaşında!

Şeker’i Ayşe Teyze besliyor. O da aynı sokakta oturuyor. Tıpkı Şeker gibi! Şeker Ankara’da doğdu. Ayşe Teyze de! Şeker Ankara’nın havasını ve sessizliğini çok seviyor. Ayşe Teyze de!

“Ankara benim evim!” diyor arkadaşlarına sık sık. Ayşe Teyze de!

Biraz da arkadaşlarından bahsedelim. En yakın arkadaşlarının isimleri Güzel, Cesur ve Benek. Hepsini çok seviyor.

Cesur, çok tatlı ve yardımsever. Tüyleri simsiyah, gözleri mavi.

Güzel ise, ismi gibi çok güzel. Tüyleri bembeyaz. Aynı inci gibi.

Benek ise dobra dobra konuşmayı seviyor. Ama Şeker onun iyi niyetinden asla şüphe etmiyor.

Bir gün her zamanki gibi hep birlikte sokakta oyun oynarken, Şeker tanımadıkları bir kedinin sokağın başında durup onları izlediğini gördü. Bu kedinin bir ayağı yoktu. Şeker tanışmak için onun yanına gitti. Ayağı olmayan bu kedinin adı Mavi’ydi. Şeker, Mavi’yi arkadaşlarıyla tanıştırdı. Cesur ve Güzel, Mavi’ yi çok sevdiler. Ama Benek birdenbire, Mavi’ye “Senin ayağın yok! Bizimle oynayamazsın!” dedi bağırarak. Şeker çok şaşkındı. Benek’in böyle düşündüğüne inanamıyordu. Mavi ise çok üzüldü. Benek tam bir şey söyleyecekken, “Hayvanların fiziksel engelleriyle dalga geçemezsin!” dedi Şeker, yüksek ve kızgın bir sesle. Hayatında hiç bu kadar sinirlenmemişti.

Şeker, Mavi, Cesur ve Güzel birlikte oyun oynamaya başladıklarında Benek tek başına kaldı. Haksız olduğunu anlayınca Mavi’den özür diledi ve oyuna katıldı. Bu olaydan sonra Benek, kimseyle dalga geçmedi.

Ayşe Teyze de Mavi’yi çok sevdi. Onun da bir ayağı sakattı, tıpkı Mavi’nin ayağı gibi.

(Güneş -12 yaşında ve Farklılık ve Ayırımcılık Hikâyeleri yazmayı seviyor.)

Duman

Merhaba! Ben Duman!

Hayata bir sokak kedisi olarak başladım. Yeşil gözlü, siyah tüylü bir kediyim. Ankara’da yaşıyorum. Bir ailem vardı, vardı diyorum çünkü geçmişte kaldı.

Bir gün tek başıma Hoşdere Caddesi’nde yürüyüş yaparken büyük bir araba gördüm. Arabada kafesler vardı. Kafesler çeşitli hayvanlarla doluydu. Korkunçtu. Oradan hızla kaçmalıydım. Fakat ben kafesleri izlerken bir adam da beni izliyormuş. Tuttuğu gibi, kafese attı. Bilinmez bir yoldaydım. Çok korkuyordum. Acaba nereye gidiyorduk? Bir binanın önünde durduk. Binada “Hayvan Barınağı” tabelası asılıydı. Burayı bilmiyordum. Ankara’nın neresindeydik?

Barınakta öyle çok hayvan vardı ki. Nefes almakta zorlanıyordum. Burada yaşamak çok zor olacaktı. Ya annem? Nasıl da korkmuştu kim bilir!

Bir gün barınağa bir adam çıka geldi. Kedi almak istiyordu. Çok heyecanlanmıştım. Kalbim fırlayacaktı yerinden. Ya beni seçerse? Korktuğum şey başıma geldi. Adam beni seçti. Kaçıp aileme kavuşma şansım hiç kalmamıştı.

Yeni bir yolculuğun ardından adamın beni getirdiği yer bir kırtasiye dükkânıydı. İçerisi çok güzel görünüyordu. Oyuncaklar vardı. Sevinmiştim açıkçası. İçeri girdiğimizde bana bakıp “Artık senin adın Duman” dedi ve adım Duman oldu. Duman’dan önce adım neydi acaba, galiba hatırlamıyorum.

İyi haber! Bu kırtasiye Atakule’ye çok yakın. Annemle karşılaşıyoruz bazen Botanik Parkı’nda. Ona olan özlemimi gideriyorum uzaktan da olsa. Göz kırpıyor bana. Anlıyorum. Hala seviyor beni.

(Nehir -10 yaşında ve Mutluluk Hikâyeleri yazmayı seviyor.)

Yüzmeyi Öğrenen Kedi

Merhaba! Ben Elma!

Ablam ve arkadaşlarımla Ankara’da yaşıyorum. Ümitköy’de.

İp ve topla oynamaktan başka bir oyun oynamadım. Hatta hayatım boyunca hiç yüzmedim. Ankara’da deniz yok gerçi ama çok güzel havuzlar var. Çok merak ediyorum aslında. Su nasıl bir şey?

Üç tane arkadaşım var. Vişne, Kiraz ve Nar. Hepsini de çok seviyorum. İsimlerini kırmızı meyvelerden alıyorlar, çünkü hepsi kırmızı renkte kediler.

Sanırım merakımı yenemeyeceğim. En yakın havuza gireceğim. Artık yüzmek istiyorum.

Vişne yüzemeyeceğimi düşünüyor. Ben bir kediymişim. Bunu yapamazmışım. Ama yanılıyor.

Ablam Çay da girecek. Öyle dedi bana. Vişne giremeyeceğimizi düşünse de biz gireceğiz.

Ve işte! Suya girdik! Yaşasın!

Su çok soğuk geldi başlangıçta ama sonra öyle güzeldi ki; suda uyuyakaldım. Sadece ablam Çay değil, Nar ve Kiraz da havuza girdiler. Vişne de anlamış oldu böylece.

Elbette kediler yüzebilir!

(Selin-9 yaşında ve Kendilik Hikâyeleri yazmayı seviyor!)

Okula Giden Kedi

Kahverengi benekli, dört kişilik bir ailesi olan bu kedinin ismi Benekli.

Küçük bir sokakta doğdu. O sokakta yaşayan insanlar ona ve ailesine bakıyor. Bir Ankara kedisi.

Kardeşi Patik’e sık sık şunları dediğini duyabilirsiniz: “Kitap okuyabilsem! Eminim, çok seveceğim kitap okumayı! Ama kitap okumayı bilmiyorum Patik! Ah keşke kitap okumayı öğrenebilsem!”

Ve işte o müthiş gün! Bir Kedi Okulu açıldı!

Benekli bunu duyar duymaz annesine koştu: “Gidebilir miyim anne? Lütfen!”

Annesi ise “Oraya gelişmiş kediler gidiyor. Sen gelişmiş bir kedi değilsin ki.” dedi. Benekli’nin Kedi Okulu’na gitmesini istemiyordu.

Benekli’nin babası Bay Fıstıkgöz işten geldi. Bay Fıstıkgöz, kızı Benekli’nin Kedi Okulu’na gidebileceğini söyledi. Kardeşi Patik de destek verdi ablası Benekli ’ye.

Benekli’nin annesi Bayan Mırnav pek de ikna olmadı. Ama kabul etmek zorunda kaldı.

Ertesi gün Tunalı Hilmi Caddesi’ndeki Kedi Okulu’na kayıt yaptırdılar. Gerekli tüm kitapları aldıktan sonra eve geri döndüler.

Okulun ilk günü! Benekli kadar Patik de çok heyecanlı! Benekli kahvaltısını yaptıktan sonra heyecanla mavi çantasını omzuna attıktan sonra okula koştu. Birinci ders tanışma dersidir. Sonra öğretmenleri ilk harfi bir hafta sonra öğreneceklerini söyler. İlk öğrenecekleri harf “e” harfidir.

Akşam eve döndüğünde öğretmen ödev vermediği için üzgün üzgün oturan Benekli’yi annesi teselli eder. “Zaten ilk gün bir harf öğrenemezsiniz” der.

1 Hafta Sonra

Benekli okula ilk günmüş gibi heyecanla gider. O gün sürekli “e” yazarlar. Benekli hariç sınıftaki herkes “elim yoruldu” diye bahaneler uydurmaya başlar. Eve döndüğünde Benekli ödevini yani “e” yazmayı sürdürür.

1 Yıl Sonra

Bir yıl sonra Benekli çok iyi okuma yazma öğrenmiştir. Kocaman bir kütüphanesi olur. Benekli annesini haksız çıkarır.

“Anneciğim, sadece gelişmiş kediler okula gidebilir diye bir kural yoktur. Tam tersine okula gidilerek gelişir kediler.” diyerek annesinin farklı bir bakış açısı kazanmasını sağlar.

(Şiraz -10 yaşında ve Kedi Hikâyeleri yazmayı seviyor.)

Barınak Kaçakları

Bembeyaz tüyleri ve masmavi gözleri olan bir kediydi Ponçik. Ankara’da, Tunalı Hilmi Caddesi’ne yakın bir sokakta, çok büyük, bahçeli bir evde yaşıyordu. Üstelik çok yakın iki arkadaşıyla birlikte. Tilki ve Boncuk. Onlarla zaman geçirmeyi çok seviyordu.

Tilki, Ponçik’i ilk geldiği günden beri tanırdı. Onunla birçok maceraya atılmış, bir sürü şey yaşamışlardı. Boncuk ise aralarına yeni katılmıştı. Daha onu tanımaya bile fırsat bulamamışken korkunç bir şey oldu. Tilki ve Boncuk yürüyüş yaparken, Boncuk kaçırıldı! Üstünde koskocaman “Ankara Barınak” yazan bir arabaya bindirilip kaçırılmıştı! Tilki yakalanmamak için bir kedinin bile koşamayacağı kadar hızlı koşarak eve gelmiş, nefes nefese, olan biteni Ponçik’e anlatıyordu.

Duydukları karşısında şok geçiren Ponçik, Boncuk’u kurtarmaya gitmeleri gerektiğini söyledi.

Tilki buna karşı çıktı ve “Oraya gidersek, bir daha asla geri dönemeyebiliriz! Ayrıca Boncuk’u çok kısa bir süredir tanıyoruz. Onun için neden böyle bir risk alalım ki, anlamıyorum.” dedi.

Ponçik “Boncuk’ un bize yaptığı iyilikleri unuttun mu?” diye cevap verdi şaşkınlıkla.

Tilki “Evet, iyilik yapmış olabilir. Fakat fark edilirsek bizi de kapatabilirler! Of Ponçik! Of!”

Tilki Ponçik’i tek başına barınağa gönderemezdi. Birlikte yola koyuldular.

Uzun bir yürüyüşten sonra nihayet barınağa vardılar. Burada ne kadar da çok kafes vardı! Tilki şaşkınlık içindeydi. Ponçik hızlıca tüm kafesleri kontrol ediyordu. Kafeslerdeki kedilerden biri, Tilki ve Ponçik’e seslendi

“Hey! Burada ne yapıyorsunuz?”

Ponçik tüm hikâyeyi anlatınca kafesteki kedi etkilenmişti. “ Vay be! Bir de kedilere nankör derler! Hiç de nankör değilsiniz! Baksanıza, arkadaşınızın iyiliklerini unutmamış ve buraya kadar onu kurtarmaya gelmişsiniz.” ve Boncuk’ un kafesinin yerini göstererek onlara yardım etti.

Oh! Nihayet Boncuk’ un kafesini bulmuşlardı. Hemen kilidi açtılar ve sevinçle oradan koşarak ayrıldılar.

Bu üç kediyi bazı akşamüstleri Tunalı Hilmi Caddesi’nde yürüyüş yaparken görebilirsiniz. Sakın onları barınağa götürmeye kalkışmayın! Nasıl olsa bir yolunu bulur kurtulurlar!

(Zelal -12 yaşında ve Değer Hikâyeleri yazmayı seviyor!)

Sihirli Arkadaşlık

Mırnav çok tatlı bir kedi! Herkes onu çok seviyor! O Ankara’da yaşıyor, Lema ve ailesiyle! Daha iki aylık, çok küçük. Neyse ki Lema ve ailesi Mırnav’a çok iyi bakıyorlar.

Mırnav nasıl bir kedi mi? Merak ettiyseniz söyleyeyim. Kahverengi. Ankara’yı çok seven bir kedi. Ankara’nın nesini mi? Havasını çok seviyor.

Mırnav’ın tek sorunu oynayabileceği bir arkadaşının olmaması. Evdeki tek hayvan kendisi çünkü.

Bazen hava almak için sokağa çıkıyor. Oynayabileceği arkadaşları da var aslında. Hatta en yakın arkadaşları Süslü ve Elma’yla oyun oynamayı çok seviyor.

Onlar çok eğlenceli ve nazik kediler. Ama evde zaman geçmiyor, çok sıkılıyor.

Mırnav’ın doğum günü yaklaşıyor. Lema’nın ailesi Mırnav’a sürpriz yapmak istiyor.

Sürpriz! Mırnav’a arkadaşlık edecek bir balık almışlar!

Lema’nın annesi: “Mutlu yıllar Mırnav! Bak! Bir balık aldık sana! Artık sıkılmayacaksın!” dedi. Mırnav çok sevindi ve çok beğendi balığı. Adını da Mırnav koydu. Yani kendi adını. Ama Lema hiç sevinmedi. Hatta çok sinirlendi Mırnav’ın yeni bir arkadaşı olmasına. Kedi Mırnav ve Balık Mırnav’ın arkadaş olmamaları için elinden geleni yaptı ama başaramadı. Hatta bir keresinde Balık Mırnav’ı annesinin odasına kapattı.

İşte tam da o gün Lema bir şey yaşadı. Okul arkadaşı Aslı, en yakın arkadaşı Mina’yla arasını bozmaya çalıştı. Oysa Mina, Lema’nın en yakın arkadaşıydı. Lema çok üzüldü ve birden Kedi Mırnav’ın da çok üzüldüğünü anladı. Eve döndüğünde Balık Mırnav’ı kapattığı odadan çıkardı ve Kedi Mırnav’dan özür diledi. Bir daha da asla kedi ve balığın arasını bozmaya çalışmadı.

Ertesi gün Lema okula gitti. Çok sevdiği arkadaşı Mina’yı, Aslı elinden almaya çalıştı. Aslı’yı Lema hiç sevmiyordu. O gün çok üzülmüştü. Mırnav’ın çok üzüldüğünü anlamış. Bir daha da onların arasını bozmaya çalışmamış. Onlar da mutluca yaşamış.

(Zeynep -11 yaşında ve Arkadaşlık Hikâyeleri yazmayı seviyor.)

Kedi

“Mutlaka mutlu bir aşk olmalı, Aragon’a inat” diye bir cümleyle başlayıp sonu belli olmayan uzun masallara dayadı dudaklarını her sabah yaptığı gibi. Adı Sızım’dı. Onun öyküsü sınırları tamamen çizilmiş bir yerde geçiyordu.

Bu öyküye eşlik eden bir de adam vardı. Adı Simetri’ydi. Bitmek bilmeyen aşk cümleleri kurarken Sızım, Simetri ellerini yüzünde kilitler, arada bir esneyerek onu dinlerdi. Bütün bunlara tanıklık eden esmer yüzlü bir de kedi vardı. Kapının ağzında durur ve sık sık kafasını kaşırdı.

Simetri, Kedi’yi izler, Sızım ise genellikle pencereden uzattığı kafasını, mırıldandığı şarkılar eşliğinde ileri geri sallardı. Simetri bazen Sızım’ın yanına yaklaşır, ikisi birlikte dirseklerini pencerenin demir parmaklıklarına dayar, tam karşıda duran Ankara Kalesi’ni izlerlerdi. Kedi ise hep aynı yerde dururdu. Durduğu yerden onları izlerdi, uzun uzun. Sızım sigarasını yakar, kedi bıyığının da, nikotinle sararacağını iddia ederdi. Simetri susardı. Sızım’ın bu suskunluğa karşılık olarak verdiği cevap yeni bir aşk cümlesiyle başlardı: “Âşık olduğunda ona sarılıp uyumalısın, soluğunu duymalısın, kalbinin çırpınışlarını göğsünde hissetmelisin, ellerin sımsıkı kenetlenmeli, avuçlarını öpmelisin, dudakları her açılıp kapandığında hayranlıkla izleyebilmelisin, hayaller kurmalısın birlikte, çocukluk anılarını anlatmalısın, bol bol gülmelisin, sıcacık sarılabilmelisin. ” Ve devam etti bu cümleleri kurmaya hem de usanmadan.

Günlerden bir gün, hava yağmurluydu, Sızım üşüyordu, yine geç kalmıştı, onun işlerini Simetri yapmıştı, saksıdaki büyük bitkiler solgundu her zamankinden. İşte böyle günlerden bir gündü. İçeri girer girmez “Aşk yokmuş.” dedi Sızım. Simetri ilk kez, içinde aşk sözcüğünün geçtiği cümlelerden birine karşılık vermeye hazırlandı. Önce kollarını pencerenin demir parmaklıklarına dayadı, sonra Sızım’ın uzaklaşan bakışlarını yakaladı:

“Sana sarılıp uyumuyorum. Soluğunu duymuyorum. Kalbinin çırpınışlarını göğsümde hissetmiyorum. Ellerimiz hiç kenetlenmedi. Avuçlarını öpmedim hiç. Seni izlerken hayran olmuyorum. Hayaller de kurmadık birlikte. Çocukluk anılarımı ben bile hatırlamıyorum ki sana nasıl anlatayım. Biliyorum, erkek kendini kadının maliki sanır. Erkekler aşkın efendisi olurlar bir anda. Çünkü iyilikten çok ama çok uzaktadırlar. En çok kendilerini severler. Farklı olup olmadığımı bilmiyorum. İddiam yok. Duydun işte. Benimki böyle bir aşk. Belki tek ispatı şu kedi. O benim sana olan aşkımın tek simetrisi.”

Sızım Kedi’ye baktı. Kedi can çekişiyordu. Sızım donakalmıştı. Simetri koşarak Kedi’ye uzandı. Kedi son nefesini verirken fısıldadı kulağına Simetri’nin : “Gerçekleri söyle. Sen de kendini malik sanıyorsun ve bunu biliyorsun üstelik. Yalanlarınız öldürüyor bütün güzel şeyleri.” dedi ve öldü Kedi.

Sızım, Simetri’ye aşık oldu. Peşinden sürüklendi yıllarca. Yıllarca. Yıllarca. Simetri yine de söylemedi gerçeği. Ve öldü yine bazı kediler.

2004-Ankara

(Dilşah Özdinç. Kısa Hikâyeler yazmayı seviyor.)

* www.rengepsikoterapi.com. Kayıt ve bilgi için facebook üzerinden mesaj atılabilir. Bilgi almak istediğinizi yazmanız yeterli. Yine e-mail adresi olarak momoyazi.enstitusu@gmail.com adresine yazarak da bilgi istenebilir.

All Posts
×

Almost done…

We just sent you an email. Please click the link in the email to confirm your subscription!

OKSubscriptions powered by Strikingly