Return to site

HDP Ankara Milletvekili Adayı Veli Saçılık:

“Barajları aşmak için sen de ketıl

Söyleşi: Aydın Bodur, Mehmet Onur Yılmaz

18 yaşında öğrenciyken hapisle tanışmış, 2000’de devletin yüzkarası bir operasyonunda kolunu kaybetmiş, 2016’da KHK ile işinden atılarak, açlığa mahkum edilmiş… Devlet tarafından defalarca mağdur edilmiş, sistemle arası hiç iyi olmamış, yılmadan mücadeleyi sürdürmüş kim var say deseler, şu sıralar aklımıza düşecek isimlerden birkaç isimden biri Veli Saçılık.

Son dönemde Yüksel Caddesi Direnişinden de tanıdığımız Veli Saçılık, Ankara 3. Bölge’den HDP milletvekili adayı. Yılmaz Özdil bile yazdı “Veli kadar milletvekili olmayı hak eden biri” yok. Seçilirse Meclis’e kendi rengini ve dinamiznini taşıyacağı kesin olan Veli ile kampanya koşturmacası içinde Kızılay’da mola verdiği Sudem’de söyleştik.

Önce kampanyasının nasıl gittiğini soruyoruz. Lafı kıvırmıyor:

“Ben üçüncü bölgeye başlarken ‘imkansız’ diye başladım, sonra ‘olabilir’ dedim, şimdi ‘başaracağız’ diyorum”.

Yüzü gülüyor, kampanyanın iyiye gittiğini, sokakta karşılık bulduğunu anlatıyor. HDP’yi baraj altı bırakma operasyonunun tutmadığını, özellikle karşılaştığı birçok CHP’li seçmenin kendisine ve HDP’ye yakın durduğunu anlatıyor. “Aslında tabanda birleşmiş durumdayız, yani yukarıdaki ayrışma aslında tabanda yok” diyor. Kendi bölgesinde eskiden AKP’ye oy veren muhafazakar Kürtlerin ve hatta bir kısım muhafazakar Türklerin (özellikle KHK’larla AKP tarafından mağdur edilenlerin ailelerinin) oylarının artık AKP’ye gitmeyeceğini, bu muhafazakar kesimden de oy alabileceğini söylüyor. Sokakta kendisine ilginin arttığını anlatırken, “ama arada faşist saldırılar da olmuyor değil” diye ekliyor ve Batıkent’te miting sonrası “polis eşliğinde saldırı” olduğunu aktarıyor. “Ama saldırılar yaygın değil” diyor ve bu saldırıların çalıştığı bölgedeki insanları da korkutmadığını özellikle belirtiyor. Özellikle HDP’nin 80 milletvekili çıkardığı “7 Haziran (2015) yenilgisinden sonra AKP tarafından yaratılan karanlık tablonun HDP’nin seçimi olmadığını, AKP’nin iktidarı kaybetme kaygısı ile yapıldığını, sokaktaki insanlarımız biliyor. Mesela cumhuriyetçi kesimler, saltanat olasılığına karşı HDP’yi desteklemek lazım diyorlar… Sağdaki kimi muhafazakar seçmenler arasında da HDP’ye oy vermeyiz ama HDP’nin barajı geçmesini önemsiyoruz diyenleri de görüyorum” diye izlenimlerini anlatmaya devam ediyor.

“HDP birçok sorunun kavşağında kilit noktada. HDP anahtar parti, toplumsal barışın yeniden inşa edilmesinde önemli bir rolü olacak” diyor. Eklemeyi de ihmal etmiyor: “tabii bir sosyalist olarak, oy vereceksiniz her şey değişecek gibi cümleler de kurulmasına da karşıyım”

“Meclis’i sokağın hizmetine sokmak için adayım”

Yeri gelmişken araya girip soruyoruz, “Veli ne için aday? Nasıl bir vekil olacak?”

“Ben öyle kürsüden konuşmalar yapmaya, üstten üstten konuşmaya talip değilim. Ben oy aldığım sokakla, meclis arasındaki Çin Seddini kaldırmayı, Meclis’i sokağın hizmetine sokmayı tercih ediyorum” diye eksilmeyen bir şevkle anlatmaya başlıyor. Esas meselenin kitlelerin örgütlenmesi olduğuna işaret ediyor. “Sadece sosyalistler açısından değil, toplumun her kesimde müthiş bir örgütsüzlük var. Örgütsüzlük olunca sürekli olarak kurtarıcılardan medet umuyoruz, Veli çıksın, Ali çıksın, Ayşe çıksın bizi kurtarsın diyoruz”. Biraz soluk alıyor: “Pek Ayşe’lerden de medet ummuyoruz, toplum olaraktan!” diyerek bıyık altından gülüyor ve erkek egemen söylemlere göndermede bulunuyor. “Bizleri kurtaracak olan kendi kollarımızdır” diyerek Enternasyonel Marşına atıf yapmayı ihmal etmiyor.

Örgütlenmenin ne denli kritik olduğunu anlatırken heyecanlı: “Dernekleriyle, kitle örgütleriyle, sendikalarıyla, örgütlü bir toplum yarattığımızda, ne iradesi çalınabilir seçimde seçmenin, ne de haklarına herhangi bir saldırı olduğunda böyle yapayalnız kalırız, sadece bir milletvekilinden güç alarak değil, örgütlü bir toplumun kendisini savunması mümkün olur böylece”.

“Seçimler elbette her şeyi değiştirmez ama moral bir değeri olur, emekçilerin bir temsilcisine mecliste temsil olanağı olur” diye ilave ediyor.

“24 Haziran’da insanların kendine olan güvenleri artacak”

Tam araya girip yeni sorumuzu sormaya yeltendiğimizde yanı başımızdan HDP’nin diğer bir adayı geçiyor. Kısa bir sohbetle hal hatır soruyoruz, başarılar diliyoruz. Sonra tekrar Veli’ye dönüyoruz: “24 Haziran’da ne değişecek?”

Teklemeden yanıtlamaya başlıyor: “AKP’nin yarattığı bu korku iklimine karşı psikolojik bir üstünlük yaratmış olacağız”. İhtiyatı da elden bırakmıyor: “Kazandığımız takdirde” diye ekliyor ikinci cümleye, “insanların kendine olan güvenleri artacak”. Kendisiyle ilgili bölgesinde 2 kat oy artışı sağlayacağını söylüyor. Geçen seçimlerde 50 bin oy almıştı HDP, 100 bini geçmeyi hedefliyor. Ankara yerine “Militarizmin Enkarasında” diyor. “OHAL’in de, militarizmin de, baskıların da ‘en kara’sını yaşadık” diyor. İşçilerin, emekçilerin, yoksulların, Alevi ezilenlerin, Kürtlerin, kadınların, gençlerin, çocukların, doğanın ve tüm ezilenlerin temsilcisi durumunda bir partinin adayı olarak, ilk defa faşist-militarist bir partiyi geçmeyi hedeflediğini, bunun simgesel bir önem taşıdığını anlatıyor. “Ankara’nın bu karanlık tarihini değiştirmek için bir adım daha atmış olacağız” diyor. Alçakgönüllüğünü yitirmeden konuşuyor: “Kendim için de parlamentonun çekiciliğine düşüp sosyalizmle ilgili iddialarımızın altında kalma riski de var, ben de boyumun ölçüsünü alacağım, iddialarımızı gerçekleştirmek için elimden geleni yapmaya çalışacağım” diyor.

Senin için de bir nevi test/deneme olacak öyle mi, diye soruyoruz

“Şüphesiz” diyor. “Türkiye Sol/Sosyalist Hareketinin gücünü artırması, Kürtlerle de birlikte, oylarını en az bir % 8 daha çoğaltması bu ülkeyi daha yaşanabilir yapmaz mı” diye soruyor ve “Ben de biliyorum HDP, proleteryanın öncü partisi değil ama kim nasıl tanımlarsa tanımlasın, isteyen pasifist desin bence ilk defa Türkiye Sosyalist Hareketinin gerçekten birlik iddiasını yükseltmesinin de adımlarını atıyoruz.” diye ekliyor.

“Şimdi HDP’li olmak bir sosyalist için kaçınılmaz bir şey”

Daha da açması için soruyoruz, “neden HDP’yi tercih ettin, ne gibi bir misyon yüklüyorsun HDP’ye?”

Şimdi şöyle: “mevcut devlet diyor ki, HDP’nin yanında yer alırsanız yanarsınız.. Nerede duramayacağımızı tarifliyor bize, diyor ki komünist olun ama Kürtlerle yan yana olmayın, en radikal şeyleri bile söyleyin ama bu ülkede HDP’den yana olup Kürtlerden, Kürtlerin haklarından söz etmeyin, onlarla pratik siyaset içinde olmayın diyor. Devletin sınırlarını aşıp, karşı tarafa geçiyoruz. Dokunma dediği şeye dokunup sarılıyoruz, bu bence devrimci bir tutumdur. Kürtlerin siyasetinin ne olduğundan öte, Kürtlerin varlığından, taleplerinden dolayı devrimci bir şey. Benim dilim var dediği anda tekçi resmi politikanın çöküşüne şahit oluyoruz. Dolayısıyla enternasyonel bir sosyalistin, ezilen halkların yanında olması bir zorunluluktur. Ben Filistin halkının yanındayken niye Kürt halkının yanında olmayacağım, olur mu öyle şey” diyerek açıklamasını sürdürüyor. “Şimdi HDP’li olmak bir sosyalist için kaçınılmaz bir şey. Ama HDP’nin çok bileşenli bir parti olduğunu da unutmamak gerek. Başka mecralarda belki de bir arada olamayacağımız kimi yapılarla da bir araya geldiğimizi, ensemize yumruk vurana karşı kader ortaklığı yaptığımızı unutmamak zorundayız. Özgürlüklerimizi tekrar kazanmak için belki 1 kilometre, belki de 100 metre hep birlikte yürüyebileceğimizi, yürümek zorunda olduğumuzu, bir sosyalist olarak aynı zamanda reformlar mücadelesi, demokrasi mücadelesi yaptığımızı da kabul edeceğiz” diyerek her şeye rağmen sol güçlerin birlikteliğine vurgu yapıyor. Reform mücadelesinin, demokrasi mücadelesinin aynı zamanda sosyalist mücadelenin kapılarını açtığını, sosyalizm mücadelesi ile bütünlüklü olduğunun altını çiziyor. HDP’nin, farklı katmanları, farklı yapılarıyla ezilen halkların ve emekçilerin bir bileşimi olduğunu, “Halkların Demokratik İttifakının Cumhur İttifakı ya da Millet İttifakından çok daha önceden oluştuğunu” anlatıyor.

“Biz Halkların Demokratik İttifakı içinde kızıl rengimizi koruyarak, resmi politikayı çökertebiliriz. Bu birliktelik de devrimci bir görevdir” diyor. En büyük özleminin de kitle tabanına sahip devrimci bir birlikteliğin yaratılması olduğunu, gerçekleşirse “ne mutlu bize” diyerek köşesine çekileceğini gönül rahatlığıyla ifade ediyor.

“AKP sadece solculara saldırmadı, sadece Kürtlere acı vermedi. AKP kendine gönül vermiş alt tabaka, gariban kitleleri de mağdur etti”

“Sosyalistlerin halka ne ölçüde yakınlaşabildiğini, muhafazakar yapısına rağmen halkı ne ölçüde yakalayabildiğini” soruyoruz.

Veli umut dolu: “Kendi bölgemden vekil seçilebileceğime inanıyorum” diyor. “Muhafazakar seçmene de güveniyorum. Bizim seçmenimiz 50 bin. Kalan 30 bini muhafazakar halk kesimlerinden tamamlayacağız, göreceksiniz” diyor. “Niye Veliye oy versinler diyeceksiniz, ama mesela pazarda geziyorum Hacı amca ‘oğlum, sana oy vereceğim’ diyor. ‘Hacı Amca şaşırdın mı, ben HDP’den adayım’ diyorum. ‘Yok, oğlum biliyorum, biz sana vereceğiz, benim evimde 2 ihracım var’ diyor. AKP sadece solculara saldırmadı, sadece Kürtlere acı vermedi. AKP kendine gönül vermiş alt tabaka, gariban kitleleri de mağdur etti. Büyük yıkımlar yaşandı. Ben KHK ile atılmış bir solcu olarak, kendini muhafazakar, İslamcı olarak tarif eden bir seçmen kitlesine de hitap ediyorum. Ben subaylardan da oy alabileceğimi gördüm sokak gezmelerim, ev ziyaretlerim sırasında” deyip, karşılaştığı örnekleri anlatıyor. “Her şerde hayır vardır, AKP solcuların söylediği birçok şeyi haklı çıkardı. Bu muhafazakar kitlenin hassasiyetlerini bilerek, uzlaşmazlıklarımızı çoğaltmadan, saygısızlık yapmadan, onlara solculuğu dayatmadan, soldan konuşacağız, onların oylarına da talip olacağız. Solun dünyanın vicdanı olduğunu, kalpsiz dünyanın kalbi olduğunu göstereceğiz” diyor.

Ketılımcı demokrasi”

Son sorumuz “Cumhurbaşkanlığı kampanyası ile ilgili. Sen adaylığını açıklarken, vekillikten ziyade Selahattin Demirtaş’a hücre arkadaşı olmaya talip olduğunu söylediğini de hatırlatarak, cumhurbaşkanlığı kampanyasın gidişatı ne durumda?

“Biz bu seçimlerde vekil ya da cumhurbaşkanı seçmiyoruz sadece. Biz aynı zamanda Demirtaş’ın, Yüksekdağ’ın, içerdeki diğer vekillerin, yerel yöneticilerin özgürlüğünü de oyluyoruz. Demirtaş cezaevinden nasıl bu kadar çok ses çıkartabiliyor, şaşırtıyor bizi. Çok başarılı bir kampanya yürütüyor. Hele ‘ketıl’ göndermesi ne kadar esprili.. Ben de Demirtaş’ın ‘ketıl’lı kampanyasına ‘Barajları aşmak için sen de ketıl’ diye bir sloganla katıldım. ‘Ketılımcı demokrasi’ diyerek katılanlar da var. Esprili öngörüleri ve AKP karşısında dimdik duruşuyla bize feyz veriyor, umut veriyor” diye anlatıyor.

“... önümüze 2 kişi konulduğunda kesin olan şu; HDP seçmeni tek adama oy vermeyecek”

Ya Demirtaş’ın ikinci tura kalamaması durumunda, diyoruz?  

“Bizim barajı geçmemize yardımcı olacak olanın asla elini havada komayız tabii” diyor. İnce’ye karşı Kürt seçmende bir bariyer olmadığını söylüyor, Saçılık. “Ama Akşener’e karşı sosyalist kesimde sandığa gitmeyiz diye bir tutum var. Ama o gün geldiğinde, önümüze 2 kişi konulduğunda kesin olan şu; HDP seçmeni tek adama oy vermeyecek” diye de sözünü tamamlıyor.

Son olarak söyleyeceklerin nedir diyoruz. Sözlerini şöyle tamamlıyor:

Bir iddiam var, ben işçinin emekçinin sesi olacağım. HDP Kürtlerin partisi ama aynı zamanda emekçilerin, tüm ezilenlerin de partisi. Türkiyelileşmek hedefi var, partinin. Ben diyorum ki, hedef Türkiye olmasın, daha büyük olsun, dünya olsun.. Zaten HDP tüm emekçilerin partisi olsun, doğanın börtü böceğin, tüm kadınların, tüm ezilenlerin hakkına sahip çıkan bir parti…”

All Posts
×

Almost done…

We just sent you an email. Please click the link in the email to confirm your subscription!

OKSubscriptions powered by Strikingly