Return to site

Neden 

Solfasol ve Garaj Satışı

tüketimci olmayan bir dünya

bir kent

bir insan

Yaşam bizi, her geçen gün biraz daha bizi iyi bir tüketimci olmaya, her şeyden yararlanmaktan çok onları kullanmaya ve kullanım değeri bile bitmeden atıp, yerine yenilerini koyma arzusuna yönlendiriyor.

Kullanıp atıyoruz.

Onarmıyoruz ve onarmayı unuttuk artık.

Kopan düğmeyi dikmeyi, delinen çorabı, yırtılan kumaşı onarmayı kim göze alabilir ki?

Yapabileceğimiz şeyleri yapmaya, yapmayı öğrenmeye zahmet etmiyor, muslukları, televizyonları ekranları ve bilgisayarları, her şeyi, bozulunca atıyoruz.

Zaten gündelik yaşamda her gün kullandığımız bütün el altı nesneler, kısa ömürlü ve onarılmaz bir teknolojiyle üretiliyor. Kitle üretimi yapan fabrikalar ve fabrikaların yöneticileri ve sermayedarları ve ya da kendilerine “neoliberal” diyen üreticiler, kapital sahipleri, bizim sadece edilgen ve düşünmeyen tüketiciler olmamızı istiyorlar.

Teknolojiyi/ teknolojik olanakları sadece yeteri kadar/ uygun olduğu dozda kullanmıyoruz. Her şeyi, gereksiz yere daha çok teknoloji ve daha çok inorganik enerji kullanarak yapmayı tercih ediyoruz.

Hâlâ kullanım değeri olan eşyaları yaşatmak için çaba göstermemizi istemiyorlar.

Ya da yapabileceğimize güvenmiyoruz, kendimize güvenebileceğimizi düşünmüyoruz bile…

Buzdolaplarını, ocakları ve fırınları, çamaşır makinelerini ve bulaşık makinelerini, elektrik süpürgelerini,

çabucak eskitiyor ya da eskimeden atıyoruz.

Suyu cam sürahiden değil, pet şişeden içiyor, satın aldıklarımızı bez torbada değil, plastik poşette taşıyoruz. Arka cebimizde bir file yok nedense…

Yaşarken gereğinden çok fazla enerji kullanıyoruz. Otomobil olmadan kentte yaşanamayacağını düşünüyoruz. Yürüyerek gidilebilecek yerlere yürümüyoruz. Bisiklet kullanımımız çok az.

Gereğinden çok fazla su kullanıyoruz. Kullanılmış suyu tekrar kullanma olanaklarını aramıyoruz.

Kent, yağmur sularını tekrar kullanıma sokmuyor. Sarnıçlar yok artık.

Arka bahçede, hatta saksıda bile olsa, maydanozumuzu, domatesimizi, biberimizi yetiştirmiyoruz.

Kendi içeceklerimizi kendimiz yapmayı bilmiyoruz ve bunun için intikamcı vergiler ödüyoruz.

Çok fazla şeyi israf ediyoruz. Geri-kazanım için yeteri kadar çalışkan ve istekli değiliz. Onları çöplerin içinden ayıklayarak çıkartarak geri-kazandıranların insanlık onuru, umurumuzda değil…

Oysaki çöplerden atıkları toplayanlara, kent adına, büyük teşekkürler borçluyuz.

Evlerde, bütün aile için bir telefon yok artık. Bir dikiş makinesi yok; hatta bir dikiş kutusu bile yok.

Kullanmayı düşünmediğimiz şeyleri, kullanabilecek başka birine ulaştırmak zahmetine katlanmıyoruz.

Oysa ikinci el pazarlar/ bitpazarları, takas olanakları, kullandığımız eşyaları dönüşümlü kullanmak, genellikle tek kişi ile seyahat eden otomobilleri aynı yöne giden hemşerilerle doldurmak

ve sonuç olarak kentte, tanıdıklarımızla veya tanımadıklarımızla dayanışarak yaşamak...

Artık daha tüketimci ama daha az yaratıcı, daha az destekleyici ve onarıcıyız.

Hazır olan çözümlerle yetinmek, artık ana akım…

Dayanışmak, ama gerçekten dayanışmak.

Paylaşmak, ama gerçekten paylaşmak.

İmkansızı istemek: Eşitlenmeye çalışmak ve gerçekten “eşit ve özgür” insanların kentini kurmak.

“Müşterekleri” arayıp bulmak ve çoğaltmak…

Belki de tam buradan başlayabiliriz:

Kullandıklarımızı ve kullanmadıklarımızı (fikirlerimiz dahil) sürekli takas edelim; bunun fırsatlarını çoğaltalım.

Kendi gücümüz ve aklımızla, kendi organlarımızla yapabileceğimiz her şeyi, kendi gücümüzle yapmaya çalışalım.

Yapamadıklarımız için, “müşterekleri” kamusal yarar sağlayacak olanları, bize yarar sağlarken, yararı çevremize de saçılacak olanları, bulup-yapmaya gayret edelim.

Yürüyelim ve bisiklete binelim.

Otobüse-dolmuşa binelim, en zor durumda taksiye de binebiliriz.

Tekrar kullanılabilecek her şeyi, yeni bir kullanıma dönüştürmeyi öğrenelim.

Geri-kazanılabilecek suyu, kâğıdı, camı, metalleri, plastiği ve peti, ayrıştırarak depolayalım.

Çöpümüzü, yaprakları kompostlama tekniğini öğrenelim ve toprağa dönüştürelim.

Küçük dükkanları yaşatalım.

Mahallemizdeki bakkalı koruyalım.

Koltuk tamircisini koruyalım.

Sokak arasına, bir pasaja sıkışmış bir terzi görürsek, koruyalım.

Ayakkabı tamircileriyle dost olalım.

Kendi hamurumuzu kendimiz yapalım, olmadı, mahalle yufkacısını koruyalım.

Mahallemizin bütün tamircilerini sevelim.

Onlara, orada oldukları için teşekkür edelim.

Onlar olmasaydı, onaramadan ve yenileyemeden, ömrü bitmemiş olan şeyleri atmak zorunda kalacaktık.

Mahallemizin, onaran, takas eden ve müşterekleri çoğaltan bir yer olması için düşünelim, konuşalım ve tartışalım.

Dost, iyi yürekli, adil ve ikramcı olalım.

Kentimizin yerel kültürlerini, çoğulluğunu ve farklılıklarını koruyalım.

Toprağını-ağacını, yamaçlarını ve küçük vadilerini-tepelerini ve ırmaklarını, esirgemeye çalışalım.

Değişen iklimin zorluklarına, afetlere ve insan eliyle yaratılan tahribata karşı kenti hazırlayalım.

Kentimizin ekolojik bir kent olması için konuşalım-yazışalım-tartışalım ve yapabileceklerimizi yapalım.

Çünkü yapabiliriz.

Kenti kurtarabiliriz.

All Posts
×

Almost done…

We just sent you an email. Please click the link in the email to confirm your subscription!

OK