Return to site

Nuriye Gülmen ile Söyleşi:

"Direnen insan iyimserdir"

Söyleşi: Ali Bilge, Ceren Kaynak, Linda Nihan Çizim: Linda Nihan*

Aslında ekibimiz daha kalabalık, başka birçok arkadaşımız da Nuriye Gülmen ile tanışmak ve destek olmak istiyor. Soruları daha kalabalık bir ekiple birlikte hazırladık. Ama açlık grevinde 303 gündür eriyorlar. Onları, kalabalıkla ve uzun sorularla yormak istemiyoruz.

Kendimizce 3-5 soru belirliyoruz. İlk sorumuz: işlerini geri almak için başlattıkları, gayet meşru olan direnişlerinin, hakları birer birer budanan hepimiz için önemine işaret etmek ve ancak onlar kadar cesur olduğumuzda, direnmeyi göze alıp da güçlerimizi birleştirdiğimizde insani ve demokratik haklarımızı kaybetmeyeceğimize ilişkin bir mesaj vermesi için. İkinci sorumuz, işe iade süreçlerine dair. Üçüncü olarak Ankara’ya dair de konuşmak istediklerimiz var. Ankara’da Yüksel Caddesi’nde, İnsan Hakları Anıtı’nın önünde sürdürdüler direnişlerine; Ankaralılar’ın destek verdiği de oldu çoğu zaman, ürküp yalnız bıraktıkları da oldu…

Son soruda yine Ankara var. Mimarlar Odası’nda geçenlerde açılan sergiyi soruyoruz. Hani Yüksel Direnişine katılan mahpusların ve öğrencilerin ellerinden yapılmış çizimlerden oluşan sergiye dair. Amacımız uğradıkları haksızlıklara karşı isyanlarını kendi ağızlarından yansıtmak! Sadece yansıtmak değil, Nuriye Gülmen’in deyişiyle yükselttikleri bu direnişin, bir mum misali karanlığa yakılmış bir ışık olduğunu, karanlıktan çıkışın ancak yanlarına katılmakla mümkün olduğunu önce kendimize, sonra çevremize de anlatmak istiyoruz. Üç kişilik Solfasol ekibi olarak, yanımızda hem Solfasol’den hem de Açık Radyo’dan arkadaşımız Ali’yi de alarak Nuriye Gülmen’i ziyarete gidiyoruz. Önce arkadaşlarımızın selamlarını, destek duygularını iletiyoruz ve çok uzatmadan ilk sorumuza geçiyoruz.

İlk olarak demokrasiye karşı otoriterliği savunan blok karşısında demokrasiden yana muhalefetin parça bölük olmasından duyduğumuz kaygıyla, Türkiye’de ittifaklar konusunda bir şeyler demesini bekliyoruz, Nuriye Gülmen’den.

Hapishanede siyah kalem dışında hiçbir şey olmuyor. Çizimleri kuru boyayla renklendirmeyi çok istemiştim. Sonra rengarenk bir dünyanın içine daldım ben de. Sonra da sergi geldi işte.

Çizim: Linda Nihan

Nuriye mütevazi kişiliği ile “ben aslında eylemimin ötesinde, Türkiye muhalefetine, demokratikleşmeye, ittifaklara dair bana büyük gelen sözler etmek istemiyorum” diyor. “Eninde sonunda Kanun Hükmünde Kararname ile işine son verilmiş biriyim. Bunun için açlık grevi yapıyorum, işimi istiyorum, sonuç itibarı ile” diyor.

Geçenlerde Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 11480 kişinin yanlışlıkla hak kısıtlamalarına uğramış olabileceğine dair itiraf gibi açıklamasından yola çıkarak, “gözaltına alınan, işten çıkartılan, hışma uğrayan pek çok insanın haksızlığa uğradığını artık bizzat bu politikaları sürdürenler dahi kabul ediyor. Siz de haksızlığa uğrayanlardan ve bu haksız duruma karşı tepkisini direnerek ortaya koyanlardan biri olarak neler söylemek istersiniz. Örneğin siz de işe iadenizi istiyorsunuz” diyerek ikinci sorumuza geçiyoruz.

Adaletsizliğe alışmayı önlemek için direnmek gerekiyor, hem kendimizin alışmasına, hem de diğer insanların alışmasını önlemeliyiz.

“Bu kadar zaman sonra bu yaşananların, nasıl diyeyim: ‘bazı hatalar yaptık ve bunları düzeltelim’ gibi basit, naif bir düşüncenin ürünü olduğunu düşünmüyorum. Bunlar belirli hesapların sonucunda atılan adımlar. Bizi, muhalefeti kapsayan bir genişliğe ulaşacağını sanmıyorum. Yanlışlık olduğu uzun zamandır bilinmiyor muydu? Şu anda kendi iç çelişkilerinden kaynaklı, belki de dışarıdan baskılar nedeniyle, türlü türlü hesaplarla bunu yapacaklar belki ama, bizim durumumuzu etkileyeceğini hiç düşünmüyorum.

Evet belki arada bir daha naif bir dil kullandıkları oldu ama bize yönelik tavırları başından beri çok sertti. Belki onların içinde de bazı çelişkiler var ama son kertede biz çok karşıdan, çok net bir söylemle, eylemle karşı duruyoruz. Açlık grevimizin onlara ödettiği bir bedel de var. Yani sıkışmış durumdalar. Yani son kertede uzun zamandır bize karşı duruşları belli, yani düşmanca. Çok saldırgan bir tutum izlediler, en başından beri. Sadece ilk açlık grevine başladığımızda, ailelerimizi çağırıp, kapalı bir görüşme gibi bir şey oldu. O gün OHAL komisyonu kurulduğunun ilan edildiği gündü. Açlık grevimizin 70. gününe doğru. “Ama bakın bugün komisyonu kurduk, mağdurların artık başvurabilecekleri bir mercii var. Açlık grevi yapmanızın bir gereği kalmadı; şimdiye kadar tamam ama…” dediler. Üzerinden 270 küsur gün geçti. Hâlâ aynı durumdayız. Evet başlarda böyle bir şey yaşadık. Ama hemen ardından tutuklama ve ardından Süleyman Soylu’nun bitmek bilmez saldırgan söylemleri hep devam etti.”

Solfasol’un Ankara’ya dair merak ettiklerini de soralım diye 2. sorumuza geçiyoruz. Bütün Ankaralılar biliyor ki, Yüksel Caddesi artık sizinle, direnişinizle bütünleşti. Polisin müdahalesinin ardından oradaki İnsan Hakları Anıtı’da hapsedildi. Ne dersiniz, İnsan Hakları Anıtı da özgürlüğüne kavuşur mu?

Eylemin bence esas kazanım diye nitelendireceğimiz noktası, hiçbir şey yapılamaz denilen bir noktada bir şeyler yapılabileceğini gösterdi. O karanlığı böylece yardı geçti. Artık o zamanların korkusu yok.

Çizim: Linda Nihan

Yine aynı mütevazilikle karşılıyor. Kendilerine yüklenmeye çalışılan bu büyük misyondan rahatsızlığını paylaşmaktan kaçınmıyor. Gülümseyerek yanıtlıyor ama kısa tutuyor sözlerini: “Orayı şimdi karakola çevirdiler. Böylece Yüksel Caddesi’nde bir mevziiye sahip oldular. Dışarıdan, farazi olarak söylüyorum ama, onlar için başka bir önemi olabilir bunun. Oradan biz çekilmiş olsak bile orada bir karakola sahip olmak onların işine gelebilir! Ama elbette, İnsan Hakları Anıtı’nı özgürleştirecek şey: herhalde bizim oradan gitmemiz değil, orayı kazanmamız olur tekrar. Biz kazanırsak, biz onları bir adım geriletirsek İnsan Hakları da özgür olacaktır herhalde” diyor.

Son sorumuza geçiyoruz, Mimarlar Odası’ndaki sergiyi soruyoruz. “İşimizi geri istiyoruz” eylemleriyle başlayan ve açlık greviyle devam eden Ankara Yüksel Caddesi’ndeki eylemlere ilişkin, çocukların, öğrencilerinizin, çeşitli ressamların, hatta sizlerin de bizzat çizimlerinizin olduğu bir sergi yapıldı, Ankara Mimarlar Odası’nın girişimiyle. Aslında bu sergi de sizin başlattığınız direnişinizin bir devamı gibi mi, ne dersiniz?

Bugün Türkiye’de saldırı altında olan sadece biz değiliz. Korkunç bir saldırı var, bu saldırıya karşı herkes üstüne düşeni yapmalı. Lütfen siz de direnişinizi yükseltin, eğer direnmiyorsanız, hemen direnmelisiniz bu saldırılar karşısında; her ne şekilde yapabilirseniz, direnmelisiniz.

Nuriye: Yani evet, açlık grevini besleyen bir şey olarak düşünebiliriz. Birlikte yaptık zaten genç arkadaşlarla. Birlikte olmanın bir yoluydu bu sergi. Evet açlık grevini yeniden hatırlatan bir yanı da var, çizerler ve çizimler aracılığıyla, yeniden bize doğru çağıran bir etkinlik oldu. Çok güzel oldu. Ben çok keyif aldım. Ben, bir de, çizimle hiç ilgilenmemiştim önceleri. Hapishaneye düşünce, fotoğraf çekemiyorsunuz, engelliyorlar, biliyorsunuz. Nasıl bir yerde yaşadığımı göstermek üzere çizmeye başladım. İlkin hücremi çizdim. Küçük bir çizim… Çizim derken, yani gerçekten böyle çöp adam çizmekten öteye giden bir insan değildim. Bir ihtiyacı karşılamak için olunca farklı bir yere oturuyor sizin için. Çok hoşuma gitti. Kendimi anlatmamın bir aracı oldu. Çok sevdim. Çıktıktan sonra da genç bir arkadaşım geldi. İlk defa tanışıyorduk. Akrilik boyayla çizimler yapmıştı. Tabii o hem tasarlamış, hem de Yüksel Caddesi’ndeki direnişimize, bizlere dair şeyler yapmış. Bir kompozisyonu var, renkli, boyayla yapılmış şeyler. Çok hoşuma gitti, o kadar çok sevdim ki onları (bunları anlatırken Nuriye’nin yüzü ışıyor; gülümsemesi artıyor). Dedi ki, “isterseniz siz de yapabilirsiniz!” Yapabilir miyim falan dedim. Sonra bir gün malzemelerle çıktı geldi. Bana bir sürü şey almış. Sonra beraber yapmaya başladık.

Yüzü tekrar kararıyor Nuriye’nin: "Hapishanede siyah kalem dışında hiçbir şey olmuyor. Çizimleri kuru boyayla renklendirmeyi çok istemiştim. Sonra rengarenk bir dünyanın içine daldım ben de. Sonra da sergi geldi işte” diye anlatıyor. “O yüzden benim için bu sergi çok farklı bir yerde duruyor…”

Ekibimiz, Nuriye’ye can-ı gönülden teşekkür ediyor. Ekibimizde çekim yapan Linda, Solfasol’un Mayıs 2017 kapağındaki çiziminin de (yukarıda) sergide yer aldığını ve bundan mutluluk duyduğunu paylaşıyor.

Solfasol’un kapağını hatırlatarak, direnişlerinin barbarlığa karşı, bizlere ışık olduğunu söylüyoruz ve son sorumuza geçiyoruz. Soruyu soran arkadaşımız, ABD’de Sacco ile Vanzetti’yi hatırlatıyor. “Belli mücadele periyotlarında, belli isimler artık simgeselleşmiştir, tıpkı Sacco ve Vanzetti gibi diyor. Artık hem Türkiye’de hem de dünyada milyonlarca insan sizin OHAL ve KHK’ya karşı bir mücadele ışığı olduğunuzu biliyor. Normal şartlarda hiç bir araya gelmeyecek insanlar, sizlerin uğradığı bu haksızlığa karşı direnişinizle bir araya gelmek, birlikte ses çıkarmak gerektiğini söyleyebiliyorlar. Sizin “işimi geri istiyorum” diye başlattığınız bu mücadelenizin hem insani ve hem de toplumsal bir yanı var. Sizin bu karşı çıkışınız baskı rejimine karşı sembol bir değer oldu. Bir mesajınız var mı diye bir kez daha sormak istiyoruz.

“Sizin bıraktığınız yerden başlayayım. Benim de tarif ettiğim bir şey bu. Hani sizin çiziminizdeki ışık tutmak var ya ben de eyleme başlarken, ‘bir mum olmak’ diye tarif etmiştim. Hiçbir şey yapamıyor muyuz, yani elimizde hiç mi imkan yok? O zaman bir mum olabiliriz, belki. Karanlıkta yanan, sadece bir mum. Bir mum ne yapabilir ki, yani o koskoca karanlık karşısında. Hani öyle tarif ediliyor ya “çok büyük bir karanlık”. Onun karşısında bir mum ne yapabilir. Belki sadece kendi etrafını aydınlatabilir. Ama o mumun kendisi karanlığı görmez. Bizim de Semih’le karanlığı görmeyen, belki sadece o anıtın etrafında bir hare olduğumuzu düşünüyorum, ben. İnsanların böyle karamsar, ne olacak diye geldikleri anda, biz böyle direniyoruz ya… Direnen insan iyimserdir. İyimserdir çünkü kendi yaptığı şeyin başka bir şeye dönüşeceğini bilir, umut eder. Onunla yaşar. Çünkü o direniş halindedir. Öyle bir iyimserlik hali var bizde. O yüzden o mum yakmış olmak hali bizi çok iyi tarif ediyor. Mumu yaktık, sonra… Aslında mum olduk, mumu yakmaktan öte… Sonrasında o ateş büyüdü, insanların tuttuğu bir meşale haline geldi. Daha büyük aydınlıklar oldu yani… Yüksel Caddesi’nin çok kalabalık olduğu zamanlar, öyle zamanlardı.

Şimdi buradan son olarak ne söyleyebilirim? Biz bir şekilde yola koyulmuş olduk, OHAL sürecinde. Baskının çok yoğun olduğu bir süreçte... Buradan baktığımda ben o zamanı daha kapalı, daha karanlık görüyorum, yani eylemi başlattığımız zamanı. Eylemin bence esas kazanım diye nitelendireceğimiz noktası, hiçbir şey yapılamaz denilen bir noktada bir şeyler yapılabileceğini gösterdi. O karanlığı böylece yardı geçti. Artık o zamanların korkusu yok sanırım. Gözaltında ne olacak acaba, işkence seslerinin yoğunlaştığı (aslında işkence sayfası hiç kapanmadı ama), daha sistematik hale geldiği, hem karakolda, hem hapishanede tekrar arttığı, baskıların arttığı, gözaltıların yayıldığı, işkenceye dönüştüğü bir zamanda başladık biz açlık grevine. Dolayısıyla demokratik mücadele açısından bir katkısı olmuştur açlık grevimizin. Şöyle tarif etmiştim bir defasında, halklarla faşizm arasında bir barikat, faşizmin saldırıları karşısında öylece duran bir açlık hali. Baskıyı daha da artırmak isteyen iktidarı belki de yeni KHK’lar yayımlamaktan bir adım daha geri tutuyor… Öyle bir hali var direnişimizin. Evet direnişimiz önemli bir noktada duruyor.

Bir dönem bize çok yoğun açlık grevini bırakın çağrıları geliyordu. Diyordum ki (kendi kendime ya da hücredeki arkadaşlarıma) bize açlık grevi yapmayın diye çağrılar yapmayın. Bugün Türkiye’de saldırı altında olan sadece biz değiliz. Korkunç bir saldırı var, bu saldırıya karşı herkes üstüne düşeni yapmalı. Lütfen siz de direnişinizi yükseltin, eğer direnmiyorsanız, hemen direnmelisiniz bu saldırılar karşısında; her ne şekilde yapabilirseniz, direnmelisiniz. Direniyorsanız da direnişinizi yükseltmelisiniz. Nasıl bir yöntem bulursunuz bilmiyorum. Ama bize gelip, bu direniş mevziisini bir düşük aşamaya çekmemizi istemeyin. Bunları söylemeyin. Biz elimizden geldiğince bu şekilde devam etme taraftarıyız. Kazanmak istiyoruz. Bu sadece bizim için değil tüm Türkiye Halkları için bir kazanım olacak. Asıl olarak da adaletsizliğe alışmayı önlemek için direnmek gerekiyor, hem kendimizin alışmasına, hem de diğer insanların alışmasını önlemeliyiz.

O yüzden, hem kendi açımızdan, hem direnişimiz açısından söyleyebileceğim, bugün 303. gündeyiz. Gerçekten çok uzamış bir açlık, 303 gündür. Bizim açımızdan zorlayan tarafları var, sağlık sorunlarımızın ciddileştiği bir noktadayız. Çok kamuoyuyla paylaşmak istemiyoruz. Çünkü bu sorunların özellikle ön plana çıkmasını da istemiyoruz. Ama artık evet yani, 303 gün gerçekten dile kolay, çok uzun bir açlık ve biz artık en kısa zamanda sonuç almak istiyoruz. O yüzden herkesten, hep birlikte bir adım öne çıkmalarını, bir adım daha atmalarını bekliyoruz. Herkes kendi cephesinden mümkün olan ne varsa onu yapsın. Artık direnişimizi zafere taşımak istiyoruz.

Sizi çok yorduk, burada bitirelim diyoruz, kendi aramızda dileklerde bulunuyor ve teşekkür ederek ayrılıyoruz.

* Bu söyleşi açlık grevinin 303. gününde 5 Ocak 2018'de yapılmıştır.

Not: Bu yazı Gazete Solfasol'un Şubat 2018 tarihli 77. sayısında yayımlanmıştır.

All Posts
×

Almost done…

We just sent you an email. Please click the link in the email to confirm your subscription!

OKSubscriptions powered by Strikingly