Return to site

"Şortumuzla, Gökkuşağımızla Meydanlarda Olmaya Devam Edeceğiz"

Banda Femina ile Söyleşi 

Gül Arıkan

25 Haziran 2017

En klasik soruyla başlayalım. Nasıl başladı Banda Femina hikâyesi? Kimdir Banda Femina? 

İçimizden biri, feminist bir müzik grubu kurmak istediğini önce sosyal medyada yaptığı çağrıyla belirtti, sonra da Ankara Feminist Kolektif’in bir toplantısında duyurdu. Bunun üzerine müzik kulağı olan, birkaç yıldır enstrüman çalan arkadaşlarımızla bir araya geldik. Kendini sürekli geliştiren, müzik yapmak isteyen, paylaşıma ve gelişime açık olan insanlarla yolumuza devam ettik. Başlarda grubu oturtmak konusunda epey zaman harcadık, ilk altı ay yavaş ilerledik diyebiliriz. Banda Femina, kısaca, “Ankara'da feministlerin bir araya gelmesiyle kurulan, cinsiyetçiliğe, erkek egemenliğine, sömürüye, şiddete, ayrımcılığa, homofobiye, transfobiye, militarizme karşı müzikle direnen bir gruptur.”

Bilmiyorsam düzeltin lütfen, Ankara ahalisi ilk defa böyle bir müzik grubuyla mı karşılaşıyor? 

Kim bilir, belki de ilkizdir. Türkiye’de kendine feminist diyen ya da kadın şarkıları yapan müzisyen ve gruplar var. İstanbul'da İstanbul Ritm Kolektif var, İngilizce feminist punk müzik yapan Secondhand Underpants, İzmir'de Cumartesi, Mersin 7 Renk LGBTİ Korosu, Çanakkale'de etnik müzik ve feminist şarkılar yapan Dina Etnik Ensemble gibi… Bildiğimiz kadarıyla, Türkçe ve çeşitli Anadolu dillerinde sadece feminist protest şarkılar yapma hedefiyle kurulan ilk grup olabiliriz. Önemli olan zaten ilk olmak değil, biz derdimizi müzikle ifade etmeyi isteyen bir grup insanız aslında. 

Kadınlardan oluşan bir grupsunuz. Kadın kadına üretmek nasıl bir fark yarattı sizin için?

İlk başta sadece kadınlardan oluşan bir grup olarak yola çıktık. Hâlâ da çoğunluğu kadınlardan oluşan bir grubuz fakat yaptığımız politik sohbetlerde kimlik üzerine konuşurken bir arkadaşımız aslında kendini kadın ya da erkek olarak tanımlamadığını ifade etti. Aslında biyolojik erkekler ve kendini erkek olarak tanımlayanlar dışında geniş bir yelpazenin içerisinde olanlarız diyelim. İkili cinsiyet çerçevesinden ele alırsak ve illa bir cinsiyet üzerinden konuşacaksak -ki bunun, yani kadın vurgusunun da belirli noktalarda önemli olduğunu düşünüyoruz- kadın kadına müzik yapmak bambaşka bir deneyim. Kadın müzisyenlerin bir araya geldiği çok fazla grup yok -erkek müzik gruplarına göre düşünecek olursak-, kadınlık deneyimi -ki bu da geniş bir yelpaze- üzerinden kurduğumuz pek çok ortaklık oluyor ve bu ortaklıklar bizi birbirimize daha çok yaklaştırıyor. Cinsel yönelim konusunda da bir çeşitliliğimiz var; kimimiz erkekleri seviyor, kimimiz kadınları, kimimiz her ikisini de… Dolayısıyla aşklarımızı, hayatlarımızı, cinselliğimizi konuşurken bir yandan farklılıklarımız da bize çok şey öğretiyor. Farklı perspektiflerimiz olabiliyor ama onları ortaklaştırabiliyoruz. Birlikte üretmek, şarkıların sözleri ve bize hissettirdikleri üzerinden sohbet etmek çok keyifli. Bazı şarkıları biz yazıyoruz; bazılarının sözlerini aynı bırakıp yeniden yorumluyoruz; bazılarınınsa sözlerini feminist çerçeveden değiştirip dönüştürüyoruz, eklemeler yapıyoruz, başka şekilde çalmaya/söylemeye çalışıyoruz. Yolun çok başındayız hâlâ. Başladığımızdan bu yana herhalde sekiz dokuz ay geçti ama yürümemiz gereken çok yol var.

Tarzınızı sokak müziği olarak tanımlayabilir miyiz?

Tarzımızı nasıl ifade edebiliriz aslında biz de bilmiyoruz. Sokakla tabii ki iç içeyiz ama sokak müziği tarzımız var diyebilir miyiz emin değiliz. Daha çok feminist protest müzik denebilir sanki.

Ben sizi ilk defa 8 Mart'ta dinledim, sonra da Kuğulu Park’ta Onur Haftası etkinliğinde. Politik alanlarda var olmak sizin tercihiniz mi? Kendinizi bu anlamda nasıl tanımlıyorsunuz? 

Epey uzunca konuştuğumuz konulardan biri de bu oldu. Hepimizin anlatmak istediği bir derdi var. İllaki bir ayağımız sokakta. Dolayısıyla sokakta kadınlar, LGBTİ+’larla ilgili konularda, bu alanlarda olmak bizim için ayrıca bir anlam taşıyor; hatta olmazsa olmazımız. İlk olarak geçtiğimiz 25 Kasım'da sokaktaydık. Grup arkadaşlarımızdan biri, o gün polis tarafından şiddetli bir şekilde darp edilerek, saçları koparılarak, sürüklenerek gözaltına alındı. Arkadaşımız gözaltındayken biz hem ona hem de diğer tüm kadınlara uygulanan şiddete karşı olduğumuzu ifade etmek için sesimizle, müziğimizle alandaydık. Sonra, sizin de söylediğiniz gibi, 8 Mart Feminist Gece Yürüyüşü’nde çaldık, söyledik. Gece sokakta olmak, tüm kadınlarla, LGBTİ+’larla  şarkı söylemek çok ayrı bir mutluluktu bizim için. ODTÜ Onur Yürüyüşü'nde çaldık. Ardından Alternatif Karşılaşmalar Festivali kapsamında Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde bir konserimiz oldu. Bu bizim aslında ilk sahne konserimizdi, ilk kapalı mekân konserimizi gerçekleştirdik. Çok güzel geri dönüşler aldık. Son olarak da İstanbul Onur Haftası için Kuğulu Park'ta konser verdik.

Bundan sonra ne yapmayı planlıyorsunuz? Ankaralı seyirci nerede arasın sizi? 

Sosyal medya aracılığıyla bizden haberdar olabilirler. Yaz dönemini provalarla geçirip yaz sonu bir mekânda konser düşüncemiz, Türkiye'deki diğer kadın müzik gruplarıyla yapmayı planladığımız bir feminist festival organizasyonu var. Bunun dışında Ankara'da hemen hemen bütün kadın ve LGBTİ+ eylemlerinde/etkinliklerinde yer almaya çalışıyoruz; bulmak isteyen sokakta eylemlerde bulabilir bizi. Onur Yürüyüşleri’nin hâlâ engellenmeye çalışıldığı, kadın cinayetlerinin bu kadar yaygın olduğu, tacizcilerin/tecavüzcülerin ödüllendirildiği, bir gecede erkek devlet temsilcilerinin sokakta şarkı söylemeyi yasakladığı bir ülkede, biliyoruz ki müzik yapmak da politiktir. Biz şarkılarımızı söylemeye, kahkahalarımızla ve renklerimizle sokakta var olmaya, şortumuzla da gökkuşağımızla da meydanlarda olmaya devam edeceğiz.

All Posts
×

Almost done…

We just sent you an email. Please click the link in the email to confirm your subscription!

OKSubscriptions powered by Strikingly