Return to site

Yönetmen Mehmet Akif Büyükatalay ile Söyleşi

ORAY

Söyleşi: Enver Arcak

Dünya prömiyeri 2019 Berlin Film Festivalinde yapılan ve en iyi ilk film ödülünü kazanan Oray filminin yönetmeni Mehmet Akif Büyükatalay, Ankara Uluslararası Film Festivalinin “Kino Alman Filmleri” seçkisi kapsamında filmin İstanbul ve Ankara gösterimlerine katıldı. Her iki şehir gösteriminde seyircinin ilgisini çeken filmin yönetmeniyle Oray’ı konuştuk.

"Bu tür yapıların içinde büyüdüm, kuran kurslarına katıldım, konuşmalar verdim imamlık bile yaptım. Yani yaşadıklarımın, gördüklerimin çok yansıması var filmde..."

Oray filmi sizin okul bitirme projenizmiş, projenin finansmanını okul mu sağladı?

Evet, okulun her öğrenciye verdiği belli bir küçük bütçe var, bununla yola çıktık. İlk olarak senaryoyu yazdığımda kısa film olarak planlamıştım projeyi. Baştaki halinde; biri evde, biri camide olmak üzere iki odada geçen bir filmdi. Bu halindeyken projeyi duyan bir televizyon yapımcısı fikri beğenip benimle bağlantıya geçti işi beraber yapmayı teklif etti. Fakat okul projesi olduğunu öğrenince televizyon kanallarının okul projelerine para yatıramıyor olmasından yapamayacaklarını söylediler. Beklemek istemediğimden filmi mevcut imkânlarla çekmeye karar verdim. Yine de sonrasında bir şekilde onlarda da dâhil olmaya karar verdiler ve bütçe desteği verdiler. Okulun imkanlarını ekipman vb. kullandım. Almanya’da 800 bin Euro altındaki prodüksiyon küçük bütçeli proje olarak değerlendirilir ki çok çok altında bir bütçeyle yaptık bu filmi.

Casting (oyuncu seçimi) süreci nasıl yapıldı?

Bilinen iyi oyunculara teklif götürdük öncesinde, öğrenci projesi olduğu için pek ilgi göstermediler. Benim için en önemlisi oyuncu seçimiydi. Başrolü oynayacak Oray’ı bulmadan kimseyle casting yapmak istemiyordum, çünkü film o rol üzerine kuruluydu. O yüzden bir seneye yakın başrolü oynayacak kişiyi aradık. Oray’ı oynayan Zejhun Demirov aslında filmdeki yan rol olan Ebubekir’in oyuncu seçimine gelmişti. Onun oyunculuğunu çok beğenince başrolde oynatmaya karar verdim. Zejhun’un ailesi 1900’lerin başında Manisa’dan önce Romanya’ya oradan da Almanya’ya göç etmiş, filmde de aynı hikâyeyi kullandık karakter için.

Oray’ın karısı Burcu rolünü oynayan Deniz Orta, Netflix dizisi “Dogs of Berlin”de oynamış, onu nasıl katabildiniz projeye? Oyuncular proje bütçesinin büyük kısmını mı oluşturdu?

Filmde çalışan herkes aynı parayı aldı, sette çalışanından, stajyerine, oyuncusuna kadar herkes asgari ücretle çalıştı. Deniz’in ilk işi aslında Oray filmi, Dogs of Berlin’deki rolü daha sonra bulduğu bir iş. Keza Zejhun Demirov da Oray’ın ardından çok güzel teklifler aldı, yeni Netflix dizilerinde başrolde oynayacağı projeler için anlaştı. Ama oyuncuların hepsinin ilk işi bu film oldu, çoğunun oyunculuk eğitimi de yoktu.

Filmle ilgili hem muhafazakâr hem seküler kesimden nasıl tepkiler oldu, negatif tepkiler aldınız mı?

İki taraftan da aynı dengede negatif tepkiler geldi, daha çok işe ideolojik gözlüklü bakanlar çoğunlukla rahatsız oluyor, çünkü film hiçbir tarafa çekilmiyor. İnsanların ezbere resimlerine zıt olduğu için, onların bakışını desteklemediği için rahatsızlık duyuyorlar. Dindar kesimden olanlar “İslamı negatif gösterdin…” derken öte taraftan “İslam propagandası yapıyorsun…” diyenler oluyor.

Filmin böyle bir bakış açısının olduğunun örneği için neyi gösteriyorlar?

Onu diyemiyorlar işte! Çünkü zor buradan yakalamak, genel konuşuyorlar. Aslında seyircinin kendisini sorgulaması gerekiyor, “ben neden bunu propaganda olarak görüyorum, benim içimde bunu yaratan algı ne?”

Filmin finaliyle ilgili de fazlaca bir yorum yok, açık bitirmişsiniz her şekilde devam edebilir.

Final kısmında imamın söylediklerini “Müslümanın Müslümandan başka dostu yoktur” gibi sanki benim mesajımmış gibi algılayanlar oldu. Bunun Türkiye’de televizyon dizi kültüründen kaynaklandığını düşünüyorum. Dizi karakterlerinden alışmış insanlar, neye inanacaklarını söylüyor dizi karakterleri insanlar buna alışmış.

Filmin Hagen’le Köln arasında geçiyor olmasının bir anlamı var mı?

Hagen önemliydi burası Almanya’nın Detroit’i gibi, ağır sanayisi var çok göç alan aynı zamanda işsizliğin hat safhada olduğu, insanlar pek yaşamak istemediği bir yer. Hagen ümitsizlik şehrini simgeliyor. Din ve aşk arasında kalmış gibi okuyanlar oluyor Oray’ı ama aslında Hagen’le Köln arasında kalmış birisi. Hagen’de elde edemediği özgüveni Köln’de buluyor. Hagen’de tutunamazken Köln’de bir işi var, cemaati var kardeşlik dayanışması kuvvetli. Ev bulmak gibi temel ihtiyaçların çözümünü sağlıyor o dayanışma. Almanya’da büyük şehirlerde kiralar çok yüksek, araştırmalardan ortaya çıkan; göçmenlerin ortalama 7-8 kat daha fazla başvurması gerekiyormuş kiralık ev bulmak için. Burada devletin zaafını filmdeki gibi dayanışmalarla çözüyor göçmenler, Müslümanlar.

Hikayede para ilişkileri ön planda, bu evrensel bir simge olarak kullanılmış bir metafor mu?

Ekonomik durumlar çok önemli, para sıkıntısı olmasa belki Oray farklı davranacak. Ekonomik zorluklar çok büyük faktör, kendinden gelen maçolukla ve erkeklikle birleşince Oray’ın çevresi gibi karakterler çıkıyor.

Muhafazakâr bir ailenin çocuğu olduğunuzu söylemişsiniz, kendi deneyimlerinizle mi oluşturdunuz filmdeki ayrıntıları?

Evet bu tür yapıların içinde büyüdüm, kuran kurslarına katıldım, konuşmalar verdim imamlık bile yaptım. Yani yaşadıklarımın, gördüklerimin çok yansıması var filmde.

Almanya’nın Avrupa’daki diğer ülkelere göre göçmenler için avantajlı bir yer olduğunu düşünüyor musunuz?

Fransa’nın yaklaşık 200 yıllık bir göçmen tarihi var ama halen başarısız. Almanya hızlı öğrenen, dinamik bir ülke hemen dil kursu veriliyor artık. Ben işçi sınıfı bir ailenin çocuğuyum ve başka bir ülkede sanat belki okuyamazdım. Bana okulda bir öğretmenim destek verdi sonradan burs aldım bunlar sayesinde sanat okuyabildim. Bence kesinlikle avantaj, Türkiye’de olsam yapamazdım, burada sinema okumak için bile bütçeye sahip olman gerekiyor.

Oray’ın yolculuğu nasıl olacak, yeni projeler var mı?

Yeni işler var Türkiye’de geçen bir film çekiyoruz ama olay evrensel, sadece göçmen Türklük, Müslümanlık hikayesi anlatmak istemiyorum yeni işlerde. Oray, Mayıs’ta Almanya’da ve Sonbaharda tüm Türkiye’de vizyona girecek. Festivallere bir süre ara vereceğim, elbette ki festivallere katılmak güzel ama yazmaktan alıkoyuyor yanı sıra kafanda bir seyirci profili oluşuyor, direk seyirci geliyor aklıma. Yeni bir şeyler düşünürken sanatçı için güzel bir durum değil. Seyircilerle çok iç içe olunca üretim sürecinde fayda değil zarar veriyor.

All Posts
×

Almost done…

We just sent you an email. Please click the link in the email to confirm your subscription!

OK